Figen ÖZER ile Soru Cevap

April 5, 2017

Nisan ayı konuğumuz girişimci, yazar ve barista Figen ÖZER. Kendisiyle artık ev sahibi sayılabileceği Karaköy’ de buluştuk. Genç yaşı ve enerji sektöründe uzmanlaşmış olması kadar röportaj sırasında samimi ve içten sohbetinden de etkilendik. Tüketim toplumuna dönüştüğümüz şu günlerde üreten insan görmek insanlık adına hala umudun var olduğunu hissettiriyor. Create the Craft olarak attığımız her adımda insanlara üretmenin, yeteneklerini kullanmanın ve yaratıcılığını ortaya çıkartmanın önemini vurguluyoruz. Röportaj konuklarımızda da bunu hissetmek ve okuyucuya hissettirmek istiyoruz. Figen ÖZER kendini tanımlarken düşünen, üreten, okuyan ve yazan bir insan olarak tanımlıyor. Başarısı yalnızca iş hayatı üzerine değil, kişisel hayatı üzerine de zenginleşiyor. Kahvenin onun için tutku olması onu o yolda öğrenci yapabiliyor. Hayata yağlı boya ile keyifli molalar verebiliyor...

                                                

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? 

 

1984 doğumluyum. İşletme üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimim var. 12 yıldır aktif çalışma hayatım var. Bu yıllar boyunca kurumsal şirketlerin yanı sıra, yurtdışı bazlı proje koordinatörlüğü, proje ortaklığı ve proje sahipliği gibi keyifli rotalarda yol aldım. Temelde uzmanlığım enerji

piyasası. Son yıllarda da bu know-how ı kod dili ile bir araya getiriyorum. Ayrıca kod dilini kullanarak farklı işler yapıyorum. Danışmanlığını yaptığım projeler var. Ama tek cümleyle şöyle bir soruya vermek istediğim tek cevap düşünen, üreten, okuyan ve yazan biriyim.

 

Sizce Girişimci kime denir?

 

Öncelikle bu tanımdan çok da hoşlanmadığımı belirtmek isterim. Girişimci bir unvan gibi kullanılıyor ancak hiç doğru bulmuyorum. Eğitimiydi, semineriydi derken içi balon dolu bir oyun bahçesi kurdular bu kavram üzerine. Ve her geçen gün başka eğlenceli vakalar vuku buluyor. Bunları ayrı bir yere koyarak kavrama bakarsak eğer bir tavır, bir yaklaşım belki de bir hal aslında girişimcilik. En azından, bana göre iş insanı tipi demek lazım. Ve bu şekildeki bir çalışma halini kendi markanız ile yapabileceğiniz gibi başka bir kurumsal şapka altında da yapabilirsiniz. İlla bir şirket sahibi olmak gerekmiyor. Gel gör ki bu ne kadar mümkün? Bu noktada maalesef tablo hiçbir zaman iç açıcı olmadı. Yani girişimci ruhlar kurumsal hayatta mutlu olamadı. Çünkü girişimci bir insanın can damarlarından biri de üretmek. Siz onu alıp Henry Ford kafası yaşayan bir çalışma ortamına koyarsanız, orada girişimci insan yaşamaz.  Vasıfsız insan talep eden Sanayi Çağı’nda ne zaman 2 el istesem 1 de kafa geliyor diye hayıflandığı için ismini andım Ford’un. Genelde korkulur girişimci tip insandan. Oysa en fazla işe yarayan dişlinin çarkı da onların içinden çıkar. Çünkü risk alabilen, kafası çalışan, içinde bitmez tükenmez bir dinamosu olan pratik bir insandan başka ne isteyebilirsiniz ki ekibinizde.

 

Girişimci bir ruh kurumsal iş hayatında da mutlu olabilir. Teorik olarak olur mu hiç demek saçmalık. Ancak eğer daha spesifik bir ideal varsa ortada evet o zaman kesinlikle kişinin şirketiyle, markasıyla, ekibiyle kendi alanını yaratıp rotasını ortaya koyup lider bayrağını ele alarak yol alması gerekir.

 

Peki kadın ya da erkek olmak?

 

İş hayatında cinsiyetçilik, kaynağı erkekler olan global bir olgu. Hakikaten bunun üzerine yazılmış İngilizce kitaplar var. Bu nedenle artık bunu bir problem olarak konuşmak hakikaten yel

değirmenleriyle savaşmak gibi. Tüm kadınların ignore edip tedbirli bir şekilde yoluna devam etmesi lazım. Zaten işe odaklı, ve lafta değil hakikaten işe faydalı kadınlar, ortamda bir östrojen hissettirmiyor, daha çok zeka baskın oluyor çünkü.

 

Her zaman derim, kadınlar 2 türdür. Amazonlar ve domesticler. İş hayatına amazonlar lazım. Ki oranları da yadsınamaz. İş adamı bile demiyoruz artık, iş insanı diyoruz. Çünkü günümüzde sevgililik, eşlik ve annelik görevlerini başarılı bir şekilde götüren ama diğer yandan da işinde de başarılı, maksimum azimle kendi emeğiyle bir yere gelmiş amazon kadınlar var.

 

Kadın için kariyer önemli değil mi?

 

Kariyer kelimesi insanların üzerine sinen kötü bir klişe kokusu gibi. Gerçekten bundan kurtulmak lazım, kartvizit yanılgısından bir an kurtulmak şart. Kadın için üretmek önemli. Üreten kadın güzel kadındır, ışık saçar. Pozitif enerji yayar etrafına. Hassas bir canlı. Ve bir o kadar çatısına, eşine, çocuğuna, ailesine sahip çıkmak gibi sorumlulukları da üzerinde toplayan bir nokta. Bu nedenle iç dengesi önemli. Bu denge de nasıl sağlanır, elbette bir üretkenlik enerjisini bir odağa bir hedefe kanalize ederek.  Bu yüzden evet, bir kadının üretmesi lazım.

 

Artık masallar bile değişti. Prens olacak umuduyla kurbağa öpmüyor kadınlar, ya da uyuyup da uyanmak için bir prens beklemiyor. Kraliçe oluyor ve kralını seçiyor. Bu 30 yaşından sonra olsa bile.

 

Başarılı bir girişim olan Eclick’ ten bahsedecek olursak ortaya çıkışını ve başarıya nasıl ulaştığını anlatır mısınız?

 

Öncelikle başarılı sıfatını benim bebeğimle yan yana kullandığın için teşekkür ederim. Kişisel olarak bu etiketi kendim için kullanmayı sevmem, çok da eleştiririm. Bir kişi neden gözünü karartıp kendi rotasında yol almaya başlar cevabı basit aslında, iş hayatı hayatımızı idame ettireceğimiz parayı kazandığımız ama daha çok da özümüzü doyurduğumuz yer. Kimisi bunu unvan, kartvizit, maaş gibi bana göre yalan dolan unsurlarla doyurur. Ki hakikaten doyuyorsa ne ala. Kimisi de hedef koyarak, rotasında yol alarak ve her adımında üreterek yaparak. İkinci türdeyseniz, iş hayatında doyurucu duraklar bulamazsanız eğer, kendi alanınızı da kendiniz yaratırsınız. Al evladım sana bu kadar sermaye şimdi kendi kanatlarınla uçma vakti diye bir replik yoksa ortada, her girişim de böyle doğar zaten. Bir fikri vardır insanın, realize olması gerektiğine inanır, bu yola baş koyar ve yola çıkar.  EClick’in de daha fantastik bir hikayesi yok. İçimi şenlendiren ne varsa risk aldım hayatta. Yine olsa yine yapardım’larımdan biri bu iş. Şu an yol alıyor. Bünyesinde yazılımdan, tasarıma, networking organizasyonlarından, aplikasyonlara, eğitimden danışmanlığa kadar bir çok keyifli aksiyon barındırıyor.

 

Altında yatan idealistliği, iyi niyeti, öz veriyi, samimiyeti ve emeği karşı tarafa geçirdiğime inanıyorum. Ama daha çok da bir sonraki adımımızın belli olması bizi dinç tutan özelliğimiz. Malesef kimi zaman konjoktürden dolayı emeklesek de yine de oraya doğru adım atıyor olmamızdan dolayı başarı bizi sempatik buluyor olabilir.

 

İş hayatında yaşadığınız olumlu olumsuz deneyimlerinizden bahseder misiniz?

 

Çok egzajere ediyorum gibi düşünülmesin hep bunu söylüyorum şu son 2 yıllık deneyimi kalan 10 yıla değişmem. Bazı yaşanmışlıklar hakikaten ne birinden dinlemekle, ne bir kitaptan okumakla mümkün. Bizzat deneyimlemeli ve iliklerine kadar hissetmelisin. Ki aslında anlamlı olan da bu. Keşif. Hem kendini her açıdan keşfetmek, hem de idealinin ne kadarını revize edebileceğini keşfetmek. Bu yolda o kadar değerli, kıymetli keşiflerim oldu ki. O kadar sınırlarımı aştım ki. Meğer bir insanın kendini kariyer klişesi yüzünden bir sınıra hapsetmemesi kendisi için yapabileceği en kıymetli hareketlerden biriymiş. Başka bir yaşam enerjisi ile nefes alıyorsun. Ve altını çiziyorum en zor zamanında bile. Çünkü başarı istiyorsan, ve idealini çıkarıp masasına koyup karşısına geçtiğinde o sana diyor ki bak bu gerçekten zor olacak. Ve enteresan ki süreç

oyle de oluyor. Ne kadar kuralına göre oynarsan oyna, hayat rope a dope frekansına giriyor bir anda. Yani bir boksörün ipe dayanıp karşısındaki boksörden art arda yumruk yerken kendini korumaya çalıştığı anı düşün. Böyle bir hal. Tabi en mantıklı hareketi yapmak lazım. Yani vurmaktan yorulduğu anda yumruğunu indirmek gerekiyor.

 

Mesela ilk başlarda insanların yalancılık, sahtekarlık gibi meziyetleri beni çok şaşırttı. Gerçekten canım yandı. Hem maddi hem manevi. Biraz safça ama kendin gibi sanıyorsun insanları. Yani benim sözüm sözdür, yaparım dediğim her şeyi yaparım, ihtimallere bırakmam, aldığım sorumluluklar gece benimle uyur, sabah benimle kalkar. Fakat, zaman sana şunu öğretiyor, herkes sen değil, tüm tedbirlerini al, kimsenin ipiyle kuyuya inme. İpini ölç biç, birini sarkıtacaksan kendi ipinle indir. Evet bir yandan iş geliştirirken bir yandan bu detayları düşünmek o kadar zihin ağırlığı yapıyor ki ama asıl bu noktalar önemli olan.

 

Başarı iş insanları evet süreçleri ve parayı iyi yönetebilir. Ama insanla uğraşmasını da bilirler. Yani kimin nasıl yönetileceğini ve asıl o insanın sana nasıl nereden zarar verebileceğini öngörebilmek gerekiyor.

 

Sevdiğimiz bir alanda girişimci olmak için neler gerekir?

 

Öncelikle şu konuda anlaşalım, gerçekten bir insanın girişimci olması gerekmiyor. İnsanın kendini çok iyi tanıması lazım. Üretkenlik enerjisi sayesinde yaşadığını hissetmek kadar yan gelip yatmak da bir insanın hayat felsefesi olabilir. Ya da kişinin liderlik vasıfları yoktur, bir fikir önderi olamaz ama ortam düzenini koruyacak kadar özenli bir dişli çarkı olabilir. Konfor alanından çıkamaz ödü kopar mesela, rahatı bozulsun istemez, risk alma duygusunu ömrü hayatı boyunca yaşamamıştır, tercih etmeye de niyeti yoktur.

 

Gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Yani bizim önce kendimizi bilmemiz gerekiyor. Kişisel özelliklerimiz gereği kimilerimizde ilgi alanlarımız idealleri doğuruyor. Ki aşık olduğunuz insan gibi en karşı konulmaz şeydir idealler. Böyle bir insanı ilgi duymadığı bir alanda ancak maaşla ya da mirasla tutabilirsiniz zaten. Fakat bir işe dalmadan önce, farkındalık şart. Nedense şöyle bir yanılgı var, kendi işini yapan insanları Harikalar Diyarı’ndaki Alice sanıyorlar. Oysa gerçekler öyle değil. Her şey yolunda giderken dahi uğraşmanız gereken bir çok detay var. Çelik gibi bir sinir, bitmez tükenmez şekilde sebat gerekiyor.

 

Yola çıkmadan önce sadece para değil farkındalık sermayesi de lazım. Ve sonrasında risk iştahını hiç bastırmadan, motivasyonu hiç azaltmadan yola çıkıp tam sürat yol almak lazım. Her şey baştan öngörülsün, her şey kontrol altında tutulsun maksimum temkinli olunsun demiyorum asla. Diyemem çünkü. Anlamlı işlerde bu mümkün değil. Atacaksın kendini suyunu bilmediğin okyanusa.

 

Ancak ellerinde detayları sıralanmış bir iş planı olması lazım. Checklist manifestosu hayatın önemli bir unsuru. Bunu yabana atmasınlar. Bir çerçeve planı ve detayları yazılı olsun. Bir de kötü gün senaryoları olsun. Şu kadar ay hiç para kazanmazsam, şu çalışanımdan bir kazık yersem gibi gibi çoğaltılabilecek kötü senaryolara karşı da düşünen yani dönen bir çarkı devrede tutup her an tedbir aksiyonu alabilmeliler.

 

Ve mümkünse en az 2 kişilik bir core takım olsunlar. İşin beyni olarak. Ben de bunun eksikliğini yaşayanlardanım. Yönettiğiniz bir ekip var ama, işe motivasyonu en az sizin kadar olan birinin yanınızda olması artı puan. Özellikle de aynı yönde bakmayan, benzemeyen biri de olursa nefis olur.  

 

Create the Craft olarak iş hayatında başarı için çalışmanın, emek vermenin dışında yaratıcılığı geliştirecek ilgi alanlarına sahip olmak, farklı bakış açıları kazandıracak etkinliklere katılmak gerektiğini düşünüyoruz. Sizce başarı için çalışmanın, emek vermenin dışında neler yapılmalı?

 

Dikkatini kanalize ettiğin bir sürecin üretim ya da bir çıktı ile sonuçlanması o kadar büyük bir keyif ki. Adeta bağımlılık yapıyor. Yetmiyor, hep dahasını hedefliyorsun. Bu kanala girebilenlere ne mutlu, ama bu kadarı olmasa dahi insanlar düşünmenin, öğrenmenin ve üretmenin bağımlısı olmalı hatta hep açlığını çekmeli. Fakat, daha da önemli bir şey var. Kendi filtresinden geçirmeli, hazmetmeli. Örneğin X yazarın kitabını sünger gibi absorbe etmek, birkaç cümlesini kendine mal etmek için okumasınlar. Ayrıca, çok yönlü olmak lazım. Yani çeşitli aktivitelerle pasif beyine de zaman ayırsınlar ki nefis ve taze fikirler de hep böyle anlarda ortaya çıkıyor. Zaten öyle bir çağdayız ki, yerinde sayanları bu çağ ciddi anlamda ötekileştirecek. Peter Drucker’ın bilgi işçisi dediği bir kavram vardır. Sanayi devrimini aştık, bilgi işçiliğinin bile dönemi geçiyor artık. Başarı çok yönlü, entelektüel bilgi seviyesi yüksek ve içinde bulunduğumuz çağa adapte olabilen kişileri sempatik bulacak artık. Yeni bir çağ geliyor. Robotları konuşuyoruz. Hali hazırdaki birçok meslek kaybolacak, yenileri doğacak. Ama hepsinin talep ettiği donanım ve beceriler daha nitelikli olacak. Bu yüzden zamanın değişme hatta evrimleşme temposuna uyum sağlamamız lazım.

 

Peki iş dışındaki zamanlar? Var mı? Neler yapıyorsun?

 

Zihindeki çarklar hiçbir zaman durmuyor. Egzajere etmiyorum hakikaten durmuyor. Bu nedenle iş dışında diye bir zaman kavramı bilmiyorum ben. İşimden çok da keyif aldığım için hayatımın diğer alanlarına stres ya da gerginlik olarak yansımıyor. Ayrıca özel ve sosyal hayatım da beni besleyen, oralarda da yaptığımız işleri konuştuğumuz alanlar olduğu için keskin sınırlarla ayırmıyorum. Sevdiğin iş ve sevdiklerin bir bütün. Tıpkı sevdiğin aktiviteler gibi.

 

Hangi aktiviteler?

 

İş hayatında yeteri kadar negatif enerji aksiyonu var. Hayatımın geri kalanının dinginlik frekansında olması önemli. Sevdiklerimle vakit geçirmek, içinde bilim ve sanat olan periyodik sosyalleşmeler, evde sinema ve 2 yıldır amatörce uğraştığım yağlı boya.

 

Kahve de var?

 

Kahveyi aktivite gibi sayamıyorum aslında. O da benim için bir yol alma biçimi. Ayrı bir uzmanlık gibi addediyorum ben bu işi. Keyifli ve öğretici olduğundan son derece besleyici.

 

Bu alanda alaylı değil, okullusun değil mi?

 

Evet çünkü tutku bunu gerektiriyor. Her yönüyle keşif tutkusu. Neyi seviyorsan neye tutkun varsa hakkını vermen lazım. Bu bir uğraş da olabilir, bir insan da. Eğitimliyim ama hala öğrencisiyim.

 

Nasıl buluyorsun ülkedeki kahve akımını?

 

Ne trend haline geliyorsa içi boşaltılıyor. Ülke olarak en önemli becerilerimizden. Kahve de bundan payını aldı. Mekanlar belli bir standartta. Çok da eleştirmeden hepsi iş yapsın ve ayakta kalsın isterim. Ancak yurt dışında bu iş daha keyifli, bunu meslek olarak yapmak bir yana kahve sipariş etmek bile.

 

Nerelere gidersin çoğunlukla?

 

Diğer insanlarca da bilinen mekanlar arasında okumak, çalışmak ve toplantı yapmak için kullandıklarım var. Elbette kahvelerini de içiyorum. Ama şöyle tadını çıkara çıkara bir kahve keyfi yapmak istersem barista kitini kırıyorum. Yani mekan değil, kahvesini sevdiğim baristanın yanında soluğu alıyorum.

 

Okumak demişken şu an ne okuyorsunuz?

 

Tek kitap olmuyor bende. Aynı anda birden fazla kitap okuyorum. Çünkü farklı saatler farklı moodlar demek. Ama hızlıca sayayım. Brett King’in Augmented yeni bitti, nefis kitaptı, herkes okusun isterim. Onun yerini doldurması için yani beyin antremanı için Yalın Alpay’ın Olaylarla Türkiye Ekonomisi kitabına başladım. Geçmiş yıllarda her ne kadar oyunlarını okumuş olsam da son 1-2 yıldır yeniden Shakespeare oyunlarını tekrar raftan alıyorum. Kısasa Kısas şu an elimde. Kahve kitabı olarak. Hareket kitabı olarak Stefan Zweig Clarissa çantamdaydı, bitti ve yerine son aldığım Orwell’in İntikamı kitabını okuyorum. Peter Huber yazarı. Homo Deus 1 ay daha elimde olacağını tahmin ettiğim sabah kahvesi kitabım.

 

Bir insanın kitap okuması senin için kriter mi?

 

Kitap okuyan biri, okuduğu kitaplardan kim olduğuna dair fikir verebilir ama insanı kitap okuyup okumamaya göre nitelendirmemek lazım. Kimisi görsel öğrenme yöntemini kullanır, ya da kimisi disleksidir ve zorlanır. İnsanlar kendini ve hayatı okusun yeter. Kitap okumayan ama çok zeki olan insanlar var.

 

Instagram hesabında da kitap paylaşımlarını görüyoruz, peki sosyal medya ile aran nasıl?

 

Kullanıyorum. Ona dair kabul ettiğim bir gerçek var ki kapatamıyoruz. Hayatımızın içinde. Takip ettiğim güzel dostların enerjisi de güzel olduğu için gayet memnunum. Anlamlı paylaşımları var. Gün içinde de kullanıyorum. Sosyal medya mesaisi diye bir kavram yok. Gün içinde ağ tarayıcısında onlarca domain biriktiren  internet sörfçüleri sırf sosyal medya paylaşımı yapmadı diye nasıl disiplinli ve çalışkan olmuyorsa, gün içinde sosyal medyasında anlamlı paylaşımları olan kişiler de gününü verimli geçirmedi anlamına gelmiyor. Yeter ki bir anlamı olsun. Doğru paylaşım yapıldığı, doğru adresler takip edildiği sürece karşı değilim.

 

Sosyal medyada ne paylaşmazsın?

 

Özel ve sosyal hayatımı paylaşmam, yemek paylaşmam ve arabadan şarkı videosu paylaşmam.

 

Yeni ECoffice buluşmalarını bekliyoruz, aslında ayrı bir iş fikri o da. Çıkışı nasıl oldu?

 

ECoffice’in formülü, amacı ve yöntemi basit. Ancak her basit ve net fikirler gibi etkisi nefis oldu. Kaliteli sohbet zihin detoksudur derim hep. Bu hayat felsefelerimden biri. Aksi bir durumda bir 10 dakikayı değil 3. Bir kişi akraba ile bir geçirmem. ECoffice üyeleri zaten benim görüştüğüm çok sevdiğim ve çok saydığım isimler. Her birinin hayata attığı imza o kadar anlamlı ki. Bir arada vakit geçirdiğinde o enerjiyi ve kendilerine has olan rengi sana da geçiriyorlar. Gün gelip kendi şapkanı takıp o şapka ile iş yapmaya başladığın anda, anlamlı işler yapmak için özgür bir alan yaratmış oluyorsun kendine. Anlamlı ve keyif aldığın. Haliyle dedim ki yahu kahvede,yemekte ya da ofis ziyaretlerinde bir araya geldiğim bu kişilerle neden daha kalabalık bir sohbet yapmıyorum. Böyle çıkan ve gelişen bir platform ECoffice. Herhangi bir stratejisi, bir maskesi, bir beklentisi yok. Üyeler ve misafirler nezih bir ortamda, mümkün olduğunda detaylarını özenle planladığım bir ortamda ağırlanırlar. Bu yüzden yorulmazlar o gün, çünkü kendilerini kasmadıkları kaliteli bir sohbetin içinde bulurlar. Her başladığımız etkinlikte mekandan zor ayrıldık. Orada tanışan kişiler birbirleri ile iş yaptılar, projelerine dahil oldular. Ki ben de amacıma ulaştığım için son derece mutluyum, elbette devam edecek.

 

O zaman biraz hızlı soru-cevap bölümüne geçelim mi?

 

Sosyal medyada en son ne paylaştın?

 

Instagram' da Orwell’ in intikamı kitabını tavsiye ettim, Twitter' da da yeni açıklanan caz festivali programı paylaştım.

 

Hiçbir yerde tarifi yazmaz, tecrübeyle kazanılır dediğin?

 

Düştükten sonra kalkmak diyeceğim girişimcilere dirayet vurgusu olsun.

 

Bir lider için bir işin olmazsa olmaz üçü bir aradası:

 

Fikir- Para- İnsan İlişkileri Yönetimi

 

Dayanamadığın insan tipi:

 

Nato’lar. No action talking only insanları.

 

Saygını kazanan insan tipi:

 

Hayatta, yoluna, kaliteli bir karakter ve bir emek ile ayak izi bırakmakta olan insanlar

 

Kimin ya da kimlerin lafı boştur diye dinlemezsin?

 

Girişimci eğitimindeki akademisyenin, konfor alanından çıkmadan tavsiye verenlerin, daha evvel dinlediklerim arasında söylediklerinin min %25 inin altı boş çıkan kişilerin.

 

Kimi ya da kimleri can kulağı ile dinlersin?

 

İlk seferde herkesi can kulağı ile dinlerim.

 

 

İş hayatındaki masken?

 

Gerçek düşünceleri kamufle etmenin en etik yolu olarak gülümsemeyi kullanıyorum

 

Her ay okurum:

 

Popular Science

 

Çantanın demirbaşları:

 

Kindle ve dolmakalem

 

Aşk mı iş mi?

 

Şu anda kıyaslamam, ikisi de insanın hayatına anlam katıyor.

 

Kariyer mi evlilik mi?

 

Bir önceki cevabımı yineliyorum.

 

 

 

Önemli bir tespitin?

 

Hayat 30’ dan sonra başlıyormuş.

 

Önemli bir tavsiyen?

 

Hayat 30’ dan sonra başlıyor, altındakiler acele etmesin, üzerindekiler tadını çıkarsın.  Ama her yaşta keşif duygusu bırakılmasın.


Create the Craft için ne düşünüyorsunuz?

 

Öncelikle mutlu oldum. Lise yıllarımdan iyi bir enerji ile anımsadığım bir simanın bugün karşımda, detaylarını özenle düşündüğü bir girişimi ile duruyor olması hakikaten çok keyif verici. Bu nedenle zaman ayırma ya da soru cevaplama konusunda tereddütsüz bir evetim var sana.  Hakikaten hayata dair anlamlı noktaların altını çizmekte olduğunu görüyorum. Uzmanlık artık yetmiyor. Yaratıcılık ve çok yönlülük becerisi olmazsa olmaz. Çok iyi bir rotaya konumlandırılmış. Planlarını da dinlediğim için gün geçtikçe zenginleşeceğinden, gelişeceğinden ve çokça tık alacağından şüphem yok. Arkasında bir kadın girişimci olması ayrı kıymetli. Ayrıca Craft Kit’i çok beğendim. Üretmeye devam!

 

http://www.eclick.com.tr/

 

*Telif hakkı Create The Craft' a aittir.

Please reload

Popüler Paylaşım

Kimdir Prof. Dr. Özer Kanburoğlu?

April 26, 2020

1/10
Please reload

Son Paylaşılanlar

February 3, 2018

Please reload

Etiketle Arama